foto: http://degroteontsnapping.files.wordpress.com
Bir kaç aydır gazeteleri ciddi takip altına aldım. Şu bu gazetesi diye ayırmadan bol bol okuyorum. Belçika doğumlu ve Avrupa’nın merkezinde büyümüş ve okumuş biri olarak yabancı gazeteleri de takip etmekteyim. Belçika gündemini ciddi takip ediyorum. Ancak bazen moralim hiç düzelmeyecekmiş gibi bozuluyor. Bu hususa yazımın son bölümünde tekrar değineceğim inşAllah.
Ergenekon Davası dedik, bir baktık Erdoğan Hükümeti işin üzerine ciddi ciddi gidiyor, savcıları ve yargıyı gerçek anlamda destekliyor. Karşılarına tahmınli tahminsiz binbir türlü hengeme çıksada hiç yılmadan yollarına devam ediyorlar. Kimler muhalif olmuyor ki, CHP zaten mühalifliği mühaliflik sıfatı için yapıyor kaç zamandır, medya patronları gizli görüşmelerde muhalif çökertme planları peşinde, savcısıydı, ADDdi derken bir bakıyoruz iş büyüdükçe muhaliflerde azalmaya başlıyor. Hani olur ya, gördün ki istediğin gibi gitmiyor işler, çevir rotanı, destekleyen muhaliflerden ol. Türkiye’de yıllardır oynanan oyunlardan değilmidir ki, kimi kandırdıklarını sanıyorlar anlamıyorum. Hoş belki de kendilerini tatmin etmek için yapıyorlardır diyerek sözü Açılıma getirmek istiyorum.
Blogumu sıkı takip edenler bilirler, geçtiğimiz aylarda bir doğu gezisine katıldım. Urfa, Mardin ve Antepi gezme imkanı buldum. Gezmeyi severim ama asıl gidiş nedenim farklıydı. Nedenimi sizinle paylaşmak isterim. Ben eski Solcu bir babanın ve dindar bir annenin 5 çocuğunun 3üncüsüyüm. Yıllarca Belçika’nın Flaman bir kasaba görüntüsündeki bir şehirde büyüdüm ve okudum. Ta ki Üniversite hayatıma başlayana dek. Üniversite hayatıma başladığım an kendimi büyük diye gördüğüm veya büyüttüğüm bir şehirde buldum, GENT. Halbuki Gent, daha göreceğim şehirlerin yanında sıfır kalırdı. O günüme kadar hiç Türklerle irtibat kurmamama rağmen, içimde ne anneden ne babadan gelen bir milliyetçilik duygusu yer edinmişti yıllarca. Türk ve Osmanlı tarihini, Türk edebiyatını çok severdim. Tabi o dönem imkanlarımız kısıtlıydı. Bir fakir ailenin okuyan kızı olmak ne kadar zorsa o kadar zordu o dönemler. O dönem Kürt bölücülerine karşı içimde bir ‘nefret’ duygusu vardı. Ve geçtiğimiz aylardaki doğu gezisine bu duygudan kurtulmak üzere ve de ‘önyargılarımı’ yıkmak üzere katıldım. Gezi esnasında rehberlik eden abilerime çeşitli sorular sordum, bol bol fotoğraf çektim, göremediklerimi sonra görebileyim diye. Ben doğu gezisinden sonra, uzaktan milliyetçilik yapan kesimin ciddi yanılgıda olduğunu fark ettim. Bölücü diye damgaladığımız insanların asıl dağa çıkma sebeplerine hiç bakmadan düzeysel politika ve söylemlerle yetiniyoruz, maalesef.
Erdoğancı veya AKP’ci değilim ancak ‘yiğidin hakkını yememek lazım’. Bu Açılım hususunda da ciddi enerji tükettikleri ve kararlı oldukları aşikar. Rabbim yollarını açık etsin. Adâlet geçte olsa zuhur buluyorsa daima umut vardır. Bu umudu günümüzde AKP vermektedir.
Bu örneklerin yanında bugün okuduğum bir habere de yer vermeden geçemiyeceğim. ‘Şarkıcı Deniz Seki, hakim karşısında’. Dikkatimi çekiyor, son yıllarda sanki daha fazla şarkıcı, önde gelen insan yargılanıyor. Adâlet yerini buluyor. Eskiden daha az mı suç işlerdi bu insanlar da hiç ya da ender bir şekilde yargılandıklarını görürdük? İçimden bir ses diyor ki, Türkiye’de, güzelim Vatanımda artık işler yıllardır işlediği gibi işlemiyor. ‘Parayı bas, ne yaparsan yap’ devri kapanıyor gibi, yeni temiz ve ak sayfalar niyetiyle, umitvarız.
Böyle haberler okudukça içimde adeta bir heyecan fırtınası kopuyor. Fazla değil bir kaç saniye sonrasında ise canımı, yüreğimi içten sıkan olaylar aniden zihnimde beliriyor.
Avrupa’nın kalbi diye bilinen Brüksel merkezli Belçika’da nedense böyle olumlu haberler görmüyorum veya göremiyorum. Görsemde tek tük. Saysam bitmez. Ancak üstü kapatılan nice olaylar varki, yeri geldiğinde arslan kesilen Belçika medyası gün geldiğinde in cin top oynayan medya meydanından olabildiğince uzak duruyor. Yeter ki üzerinden zaman geçsin, yeter ki unutulsun gitsin. Hele azınlıkları ve de birebir Devleti ilgilendiren konularla alakalı ağızlarını bıçak açmıyor. Garip, böyle bir haber anlayışını ciddi yadırgıyorum. Yıllardır okullarda aldığım eğitimde objektifliği gerçekçiliği ve de mültikültürel Belçika’yı öven sözleri ‘REALİST’ kabul ederdim. Bir değil, iki değil.. defalarca aynı duruma şahit olduktan sonra insan artık meçburi ‘kötümser’ veya ‘İDEALİST’ oluyor. Ben ‘İDEALİST’ olmayı seçtim. Ne olursa olsun pes etmeyeceğim. Bir gün elbet Belçika medyası ve furyası hatalarından döneceklerdir. Aynı Türkiye’deki bazı muhaliflerin muhaliflikten çekildikleri gibi. Türkiye’de Adâlet yerini buluyor, sıra Avrupa birliği üyesi olan Belçika’da. Başka ülkelerde olan insan hakları ihlallerinden bahsederken sert dilli uslubu benimseyen Avrupa medyası, altta belirtteceğim olaylarda neredeydi? Yoksa tatil durgunluğu onları da mı vurmuştu? Yoksa erkenden kış uykusuna mı yatmışlardı?
- Davası sürerken cezaevinde gardiyanlarca öldürülen – Mikail Tekin – olayı – Ağostos 2009
Bu olay hakkında sadece Flaman radyosunu dinlerken şu cümleyi işitmiştim ‘Gardiyanların bir mahkümü öldürdükleri sebebiyle sorgulanmalarını protesto eden gardiyan arkadaşları protestolarında haklı ve kararlılar‘ Yahu insan bir düşünüyor insan biraz Mikail Tekin hakkında bilgi verir, nasıl ölmüş ve sayre, yok neymiş gardiyanların protestolarında haklı ve kararlı oldukları daha önemli.. Dedim ki belki de bu radyo’ya mahsus birşeydir, bir bakayım gazetelere .. baktım bakmaz olaydım, tek bir satır dahi bulamadım. Dedim yarın yayınlar, bugün yarın yarın bugün, yok yok yok. Ciddi sıkıldım.. hey Adâlet neredesin?
- Flaman Devlet okullarında 11 Eylül 2009 günün kararıyla başörtüsü taka yasağı – Eylül 2009
Geçen sene Anvers şehrinde başlayan küçük olaylar nispetinde birden pat diye ortaya çıkan genel yasak kesinlikle anlamsız. Pire için yorganı yaktılar, ama pire yorgandan önce zaten çoktan ölmüştü, yangına gerek yoktu. Gelde anlat… Yine sadece resmi sesi çıkan yok, bu ne biçim bir devlet diyor ister istemez insan. Resmen genel bir kararın çıkmasını bekler gibi herkes köşesine çekildi ve bir kaç çapulcunun ortaya çıkıp sözler etmesine göz yumup seyrettiler. Onlara da yuh bize de.!!!!
hey Adâlet nerdesin? Buralarda özleniyorsun. Türkiye’de işin bittikten sonra hele şu Belçika mekânımıza da bir uğra, bir çayımızı iç azıcık dinlen sonra işimize bakalım.. çünki durum vahim, işimiz çok!
AT
Brüksel 09
Sizin de bi payeniz olsun..