Ben, ya ‘deli’ oluyorum ya da pozitif birşeyler filizlenmekte yüreğimde. Bilemiyorum.
Düşüncelerim beni bir türlü rahat bırakmıyor. Çoktan üzerine düşünülmüş şeyleri düşünüyorum işin içinden çıkamıyorum. Bilmiyorum düşünsemde çare yoktur dertlerime. Anlamda veremiyorum sebepsiz düşünceli hallerime. Çaresi varmıdır, bir panzehir varmıdır düşünce fırtınama. Bilmiyorum. Tek gerçeğim düşüncelerim ve benliğim, gün gün geçtikçe dert diye düşünceler sıralanıyor. Sıralandıkça sıralanıyor ne çare var ne de ümit ışığı oluşturabilecek bir rehber. İçimde binbir türlü fırtına esiyor bir sağdan bir soldan. Halim, darmadağın. RÜZGARIMa yaklaştıkça parçalanıyor bitiyorum, uzaklaştıkça da sıkıntılar içinde alevlenip kül oluyorum. Anlayan anlar, anlamayana da anlatmaya mecalim yok. Anlayanlar anlamayanlara anlatır diye ümit ediyorum.

http://th06.deviantart.net/fs9/300W/i/2006/070/c/d/beyin_brain_by_umt.jpg
Bir garip biçareyim. Ne bilimden anlarım ne de edebiyattan. Bir garip gezginim. Bir burda, yarın orda, sonra da kendi mezarımın başında.. El- Fatiha. Yaşanmamış saydığım yılların ardı sıra her yazdığım söz her kelime her cümle acı ve ızdırap veriyor şu zayıf bedenime. Ruhi sancılarımı anlatmaya çaba göstersem ‘idealist’ yakıştırması az kalır. Neticesiz kalacağı kanaatindeyim. Filizlenip büyüdüğüm şekillendiğim topraklar halk diliyle gurbet içinde gurbet. özüm hamurum Müslüman Türk kalıbım Belçikalı Avrupalı. Hep derlerdi televizyonlarda, anlatılır çizilirdi gazetelerde, sağdan sola savrulur insan diye.
Savrulmadım mı? Savrulmadık mı? Tutanacak dal bulmasaydık daha nice savrulur nice hallere düşerdikte.. Elhamdülillah. Elhamdülillah *1000. Boş bir teneke bulup sandal misali binip dünyayı keşfetmek isterdim yıllar önce. Her gün aynı hayali kurar, saniye de küçük ölümüme ‘hoşgeldin’ deyip dört elle sarılırdım. Bu yaşımda fazla bir yer gezmedim gezemedim desemde elhamdülillah.. ama daha dünya’yı keşfedemedim. Nasip olurmu bilinmez. bu aralar yine okyanuslar yine uzaklar ilgimin merakımın odağında. Denizlerin dünya’nın yuvarlak olmasına rağmen sabit bir ahenk içinde dalga dalga savrulması hariç hiçte yerinden oynayacak gibi görünmüyor. Bazı ‘ahmak’ların savunduğu gibi bu güzelliklerin ‘aslı’ tabiat olsa, tabiatı da mı tabiat yaratmıştır? Haşa.. Böyle ahenkler içinde yaratılanı görmek tesadüfi değildir, olamaz, olmamıştır, olduğunu savunanlar ’saf’ olmakla beraber, kendi teorilerinde kilitlenip, düşünce kaosuna sürüklenmeye mahkumdur. Bu konuların beni aştığının farkındayım, ancak burada değinmeden edemedim.
Bazı anlar oluyor ki ‘şeytan’ o kadar uğraşıyor ki aklıma düşüncesinden rahatsız olduğum şeyler veriyor, vesvese üzerine vesvese.. ümidimdir ki bu her insanda oluyordur. Belki de manevi eksiklikten kaynaklanan bu düşünce boşluklarından faydalanan ‘şeytan’ fazla beceriklidir. Hepsi nefsi müdafaa yollarına çıkar. Bu bir dertdir içimde her defasında rahatsız olmamla noktalanan düşünceler. Ama dün ve önceki günler farklı oldu. Düşüncelerimi rahatsızlıklarla noktalamak yerine daha da derinlere inme cesaretinde bulundum. Asırlarca önce düşünülen ve de yıllar sonra cevapları bulunan sorular beynimi kurcaladı birer. Asırlar önce aynı düşünceleri paylaştığım insanların sonları ne oldu bilmiyorum ama merakımın görüş alanındadır. Ya yaşadıkları zamanın ‘deli’si damgasını yemişlerdir ya da .. aklımı kurcalayan soruların bilimsel açıklamaları vardır elbet ama benim derdim tek bilimsel açıklamalarla çözümlenecek gibi değil. Mesela kuşların uçmasını sağlayan dengeler.. nasıl bu kadar mucizevi olabilir? Düşüncelerim beni baya bir zorluyor. Belki de asırlar önce, insanların da bir gün aynı kuşlar gibi ufuğa doğru yükselip mesafeler katedeceklerini düşünmek bile, ‘deli’lik olarak tanımlanırdı. Ta ki bir ‘hayalperest’ veya ‘realist’ düşüncesinin derinliklerine inecek cesareti bulana dek.
Zamanımızın ilk ‘uçan’ yapıtları görünce avallamamak elde değil. Aynısını mesela denizdeki roket araçları ve de çölde hiç benzin depolamadan millerce yol kat edebilen tanklar için söylemek mümkün. Bu örnekleri bir kenara bırakıp düşüncelere daldığımda, kendimi hayallerde buluyorum. Evet kendimi ‘hayalperest’ belki de ‘realist’ olarak tanımlandırıyorum, ruh halime parallel değişkenlik gösteriyor.
Düşündüğüm zaman, etrafımızdaki yaratılan herşeyin yaptığı herşeyi bir şekilde insanlarda yapıyor. Balıkların, solucanların, çakalların, atların, develerin, kuşların yaptıkları herşeyi insanlarda yapıyor.. kabulümdür belki herşeyi değil ama belki de daha üzerine düşünülmemiştir. İnsanlar yaptıkları herşeyin ilhamını yaratılanlardan alıyorlar. Bana bir icaat gösterin ki yaratılanlardan ilhamsız? Mümkün değil, yoktur örneği. Beynimizden ilhamsız birşeyler üretmesini beklemek ‘aptallık’ olur. Biz olduğumuzdan gördüğümüzden duyduğumuzdan his ettiğimizden öte asla gidemeyiz. Mesela ölüme bir çare bulunabilinir mi? Hayır. En zengininin de gittiği yer belli en fakirinde. Bu uğurda nice caba olsada, nice mistik hikayelere konu olsada.. işe yaramaz sonuçlar, intiharlar.. düşünce kaosları. Anlıyoruz ki her varlık yaratılandan yararlanmadan örneği olmadan yaratılanı kullanmadan hiç birşey üretemez.. bunu bir yana koysak.. baksak, varlık varlığını bile devam ettiremez.. susuz nefessiz gıdasız, mümkünatı yoktur! İbret al! diye bir ses duyuyorum uzaktan. İbret al! ve anla, tabiat kendini yaratmış olması ihtimali sıfır bunu yıllar önce yarı kulakla dinlediğin biyoloji ve evrim saçmalığı derslerinde çoktan anlamıştın, ancak bir kez daha ıspatlanmış bulunuyor. İnsanlığın yapıtları kendi hayal gücüyle sınırlı, insan hayal ettiğini mutlaka yapabilir ama yaratılanların ilhamı ve de maddesiyle ve de YARATANIN rızasıyla.
O istemedikten sonra madde olmazdı, ilham olabileceklerde olmazdı velhası yapıtlara hiç bir zemin bulunamazdı. Bir köre nasıl renkleri anlatmak zorsa bir insana ebediyeti anlatmak o kadar zordur. İnsan hayal gücüyle sınırlıdır demiştik ya. İşte. Kör bir insan renkleri hiç görmemiştir yani hayalinde şekillendirememektedir, belki de bu kadar insan görmese renk güzelliğini inkara bile kadar varacaktır. Kör bir insan başka bir kör insana dese ki renkler hayal ürünüdür renkler yoktur olmamıştır o körler hem fikir olabilirler, çünki ikisi de bu konuda aynı hayallerle sınırlandırılmışlardır. Bu ebediyeti insanlara anlatmakla karşılaştırılabilinir.
İnsan görmediklerini hayal edemezler, ama bu demek değildir ki yoktur. Bizim hayal gücümüz sınırlıdır, aynı Afrikalı bir çocuğun uzaktan kumandalı bir araba hayalini kuramadığı gibi. Belki de o çocuk önce normal arabalar görse, sonra otomatik teknolojiyi anlasa, eğitimini görse, anca belki de yıllar önce icaat edilen kumandalı arabanın hayalini kurabilir belki de yeniden icaat edebilir. Televizyon ve medya olmasa belki de hala asırlar öncesinden kalan anlatımlardan esinlenerek hayaller kurardık, kendimizi kısıtlardık. Oysa kısıtlamamıza gerek yok. Görmediğimiz ama duyduğumuz ebediyet, ve de Allahın varlığını bilmekteyiz, yüreğimizle tasdiklemekteyiz! Düşünce kaosum buralara sürükledi beni yine gönlümün kıyılarına vurmaktayım..
Ya ‘deli’ oluyorum ya da..
Hissi azda olsa gidici..
Dar patikada yürüyen ‘hayalperest’
AlpEren TRK
Sizin de bi payeniz olsun..