Hikayem bitsin.

26 04 2008

Yüreğimde derin bir sancı.
Her güneşli gün ayrı bi fırtınalı.
Çevirmeye gücüm yok son sayfayı.
Veremem kimseye kendime bile emanet olan bu canı.

Kolay yoldur aslında giremediğim.
Kelimeler kısıtlı bulamıyorum söyleyemediğim.
Sensin evet Sensin gerçekten sevdiğim.
Hem sevip hem Gönül veremediğim.

Hayatım bir bulmacadır.
Buldum yazdım. Koparttıp yırtıp attığımdır.
Kanayan gönül yaralerim feryadımdır.
Kendimi bi türlü anlayamadığımadır.

Yok bi çıkış yolu. Yok bi kurtuluş.
Tuttunduğum sahte sevdalar kaybolmuş.
Susmayan titrek silahım susmuş.
Yürek kahpelikle. namertlikle vurulmuş.

Kanadım açsam gidemem.
Ne kadar sevsemde aşklara düşemem.
Yaşadıklarımı yaşamadıklarıma sayıp gömülemem.
Nefretlerimin hesabını vermeden sevemem.

Artık bitsin. Bitsin ki ben geleyim.
Doğduğum gibi gideyim.
Ben kim. O kim. Olsun İlkelerim.
Bilinmeyen bir türkü gibi yitip gideyim.

Hikayem bitsin.
Kırılsın kalemim.
Gelsin sonu boş sevmelerimin.
Bitsin tükensin şu Benliğim dediğim.

Selametle..





İşte bu ben.

19 04 2008

Gecelerin aydınlık ruhunda arıyorum.
Bir Ümidim var.
Senden O’ndan soruyorum.
Bu ben ile nereye kadar?

Anlamayı anlamaktan geçtim.
Sustum duruldum.
Ben ne seni ne de kendimi bildim.
Hiçtim. Kabullendim. Kayboldum.

Aranmaktayım aramaktayım.
Neyi ve kimi bilmesemde.
Bi köşede ağlamaktayım.
Yüreğim bile varlığımdan yüz çevirmişse.

Saatler vakit zaman yabancı kaldığım.
Hesap kitap bilmedim.
Ne o beni ne de ben onu kaydetmişim.
Gelmeden gitmişim.

Elveda deyip gidebilsem.
Sonunda çözemediğim herşeyi çözsem.
Yüreğimde kalan bi kaç cümleyi ikrar eylesem.
EyvAllah deyip dönüp gitsem.

İşte bu ben.
İşte bu ben.





Dinimizce Israf

19 04 2008

Israf… 18 Nisan 2008 – Yüreğime Benzettiğim’in sohbetinden bi kaç nağme..

Konumuz ısraf..

Israf denildiğinde ilk aklıma gelen nedir? Bir üründen bol bol alıp sonra kullanmadığımızda, arttığında çöpe atıp veya eskimesine göz yumduğumuzda ısraf olur sanırdım. Doğru ve yanlış! Israf aslında dinimizde daha kapsamı baya geniş bir kelime.

Afınıza sığınarak sohbetten anladığım bir kaç şeyi sizinle paylaşmak istedim. İnşaAllah beğenir ve de nasiplenirseniz.

Farz edin ki bir mağazadasınız ve de iki ürün var karşınızda, birinci ürün çok ucuz ve de belki de kalitesiz ama ihtiyacınızı karşılayacak güçte bir ürün, ikinci ürün ise baya bi tuzlu ve de belli ki kaliteli ama ihtiyacınızı anca aynı şekilde karşılayacak güçte bir ürün. Normal geliri düzgün olan bir insan ikinci ürünü satın alır. Eğer ki bir kişi cimri bir insan değilse bu tavır insanların normal durumda takındıkları bir tavırdır. Ancak çok yanlış bir tavır. İhtiyaca binaen satın alıp ihtiyacımızı gidermemiz gerekir. Bu sadece gıda ürünleri için geçerli değildir, aynısı kırtasiye, lüks eşalar, takılar, giyim vs için geçerlidir. Bu ısrafın bir çeşididir.
İkinci bir çeşidi ise, birden canımız birşeyler çektiğinde dayanamayıp alıp yeyip, giydiğimizde.. kendini belli eder. Mesela, canınız yemekten sonra dondurma çekti, aslında tıka basa doydunuz ama canınız çok istiyor ve dondurma alıp yeyiyorsunuz, bu ciddi şekilde ısraftır. Eğer ki tıka basa doymasanız dahi, normal ölçüde gıda almışsanız, sırf canınız istedi diye birşeyler yeyip içiyorsanız, bu şüphesiz ısraftır. Ya da ikinci bir örnek olarak şunu ifade edebiliriz. Mesela bir dolap dolusu elbiseniz olduğu halde gidip pazardan mağazalardan yeni yeni elbise aldığınızda da ısraf oluyor. Ve de bu konu hiç bir şekilde af edilmez. Niçin derseniz.. okumaya devam ediniz.. bu yazının devamında açıklanacaktır.

Yüreğime benzettiğim sohbetinde ısrafı anlatmak için bir karşılaştırma yapmıştır. İnsan vucudunu bir saray ile karşılaşmıştır, ben saray ile değilde bir köy ile karşılaştırmak istiyorum. Bir köy hayal edin.. herkes huzurlu yaşıyor.. gereken gıdalar geliyor ve herkes yeterince doyuyor.. Köy çok özel olduğu için bir muhafız tarafından korunuyor.. ki yabancı insanlar ve de maddeler girmesin ve olan huzuru yok eylemesin diye. Bir gün çok zengin biri geliyor ve de muhafızla pazarlığa başlıyor.. eğer ki o zengin kişinin içeriye yeni maddeler sokmasına izin verirse karşılığında her gün ne kadar isterse para vereceğini vaad eder.. muhafız aldanır.. hiç tereddütsüz kabul eder. Zengin şahış muhafıza para verdiği gibi köye zararlı gıda maddeleri sokmaya başlar, gün geçtikçe muhafız daha da çok para ister, zengin şahıs verir ve de köy git gide eski huzurlu mutlu halinden uzaklaşır. Zaman gelir köy içinde savaşlar dövüşler kavgalar boy gösterir. Muhafızın hiç umrunda olmaz, git gide daha da fazla para ister doymaz, istedikçe alır ve de artık öyle bi noktaya gelir ki aldığı paralarda artık o’na boş gelir.. daha fazlasını ister, görmediklerini elde etmedikleri peşinden koşar.. istedikçe ister.. doymaz. Olan köye olur.. köylüler hiç habersiz kendi özlerinden uzaklaşırlar ve bunun hiç farkında olmazlar.. bir gün gelir büyük bir savaş olur ve de köyün yarısı oracıkta can verir.. iç kavgalar köylülerin sonunu getirmiştir.. meğer ki o getirilen gıda maddeleri zehirli ve de zararlı imiş.. insanı insanlıktan çıkarttan maddeler. Muhafızın hiç ama hiç umrunda değildir, kendi hazı için bir köy elden gitmiştir, çökmüştür bilmez, kendini hepsinden üstün tutar.. Bu hikayede hangi tarafı tutarsınız? Muhafızdan mı, Zengin şahıstan mı, Köylülerden yana mı olursunuz? Bence herkesin cevabı açık ve nettir. Tabiki köylüden yana olacaksınız. İşte şimdi gelelim konumuza. Bu hikayeyi insan vucudu ile karşılaştırarak uygularsak, zengin şahıs kendi benliğimizdir, muhafız dilimiz damağımız tat alma özelliğimizdir ve de köylüler organlarımız, köy ise vucudumuzdur. Bildiğimiz üzere nerdeyse tüm hastalıklar yenilen maddelerin zararlarından doğmaktadır. Eğer ki yediklerimize dikkat edersek, ısraf etmezsek, muhafızı artık tatmin olmayacak hale koymazsak, tüm istediklerini vermezsek, sadece gerekenleri verirsek problem doğmayacaktır Rabbimin izni ile. Bu hikayede muhafıza verilen paralara yazık dediğimiz gibi, köye sokulan zehirli maddelere sinirlendiğimiz gibi, zengin şahısa kızdığımız gibi. Kendi adımıza bi düşünmemiz gerekiyor. Vucudumuza gıda diye neler sokuyoruz, neler yemekteyiz? Zararlı maddelerin sonucunda hastalandığımızda bunun hesabını verebiliyormuyuz? Vucudumuzun bizim olmadığını da göz önünde bulundurduğumuzda ciddi emanete hiyanet etmiş oluyoruz. Bu yükün altından kalkmak pek bi zordur.

Israfın ayrı bi boyutu ise hak meselesidir. Ayetlerde geçer: ‘Açlıktan kimse ölmez’. Bilimde de bilindiği üzere bir insan hiç yemek yemeden 40 gün yaşayabilir, ve de susuz 15 gün yaşayabilir. Bazı insanlarda bünyelerine gore bu verilen sayılar değişebilir. Vucut çok fazla gıdaya alışkın ise birden gıda kesintisine dayanamaz ve de pek az bi gün veya hafta dayanabilir. Yani yaratılış itibari herkes aynı sayıda aç kalarak hayatta kalabilir ancak alışkanlıklar yüzünden farklılıklar mümkündür. Gelelim ayeti başka bir yönden açıklamasına: Dünya’da herkesin rızkı mevcuttur. Rabbim herkese yetecek kadar gıda ve nimet eylemiştir. Yani aslında açlıktan kimse ölemez. Ancak dünya’da ki çarpık düzen yüzünden Afrika’da kardeşlerimiz vefat edebiliyor. Zenginler bolluk içinde yüzerken Afrika’lı kardeşlerimiz yokluk içinde boğuluyor, vefat ediyor. Bırakın ısraf eylemeyi azıcık fazla yeseniz bile demektir ki Afrika’da ya da herhangi bir ülkede açlıktan vefat eden bir insanın üzerinizde hakkı vardır. Çünki siz O’nun rızkını yemiş oluyorsunuz ve de dolayısıyla hakka girmiş oluyorsunuz. Sizden hak iddiaa edebilir. Bu pek ağır bir yüktür. Çünki kul hakkı af edilmez. Bu bilinçsiz bir şekilde hakka girmektir. Bunu belki bir ümit engelleyebilmek için bol bol bağışta bulunabilirsiniz ki siz fazladan bir gıda veya bir ürün aldığınızda hakka girebileceğiniz miktarda bağışta bulunarak karşılayınız. Bir ümit hakka girmezsiniz ve de tartınız eşit kalır.

Bütün bu unsurları göz önünde bulunduraraktan bu sonuca varabiliriz. Israfın ne kendimize ne de başkalarına faydası vardır. Bir anlık bir haz için bol bol çeşit çeşit yemek yeyeceğinize- ürün alacağınıza.. ihtiyacınızı karşılayacak kadar alıp yetinseniz size bir zararı dokunmaz aksine tasarruf bile edersiniz. Herşeyi düşünüp öyle hareket ederseniz ve de iktisadçı olma yolunda bir adım atmış olursunuz. Israfın zararları pek bi çoktur.. sağlığınız elden gidebilir, hiçbir şey artık tatmin etmez ruhunuzu, gözünüz hep başkalarda olur, şükrü unutursunuz, bolluk içinde yaşarken yokluk içinde kalabilirsiniz en önemlisi hakka girersiniz. Israftan kaçınınız.

Ben kendi adıma büyük dersler çıkarttım. Israfın her türlüsünü yapmaktayım sonra da niye ve niçinli sorulara cevap bulamamaktan yakınırım. Hepsi boş geliyor şu an bana.
Düşündüğümde.. her sohbet konusundan sonra aklıma insan haklarını koruyan organizasyonlar geliyor.. eğer ki tüm insanlar müslümanca düşünüp yaşasalar hiç bir problem kalmayacak dünya’da. Fazla uzatmak istemiyorum , belki başka bi yazı konusu olabilir. Ancak bir kaç örnek vermedende geçemiyeceğim.

- Mesela ısraftan başlasak- eğer ki herkes ısraftan uzak dursa ve de yan komşu ve de kardeşlerini düşünüp onlar ile paylaşsa, eminim ki bu dünya’da açlık diye bir kavram kalmayacaktır.

- Sonra dinimizin en başında gelen saygı ve sevgi ve hoşgörü– eğer ki tüm insanlar tarafından ön planda tutulsa ne savaşlar olurdu ne de bu yüzden ölen nice şehit ve asker ve de sivil insanlar olurdu.

- Son bir örnek olarak İslamiyette hayvanlara özel saygı ve de alaka – eğer ki insanlar bu görüşü benimseselerdi hayvanları koruyan derneklerin varlıkları pek bi abes kalırdı. Çünki hayvanlara özel alaka sayesinde ne kötü muamele görürlerdi ne de bir hiç uğuruna avlanırlardı.

Şöyle bi düşününce dinimizin güzelliklerini görmezlikten gelmek pek açık bir aldanış olacaktır. Dinimizi öğrenelim, öğretelim..

Daha çok öğrenecek şey var.. Kendi adıma utanıyorum, müslümanım elhamdülillah diyebiliyorum ancak Müslümanlığın hakkını vermek gerekiyor.. bu yüzden daha çok gidecek yolum var.. daha hiç birşeyi tam tamına anlayamadım.. ancak bilmemek ayıp değil.. öğrenmemek ayıp. Bu yüzden inşaAllah o ‘bilinçli’ günlere hep beraber yürürüz.. hep beraber yaşarız..

Rabbime emanet olunuz.
Rabbim mekanınızı cennet eylesin inşaAllah.

Yüreğime benzettiğime en içten saygılarımı sunaraktan..

Selametle TRK.





Gurbet – çok özel -

7 04 2008

Yeşerdiğim topraklar bende bana yabancı.
Ağlar yapraklar dallar benden kopartıldı.
Sürgün edildim sevsem dahi sevilmedim.
Git denildi gitmek istedim gidemedim.

Yanar içimde bi ateş çaresiz.
Yaşar çoçuk yüreğimde nefessiz.
Söyleyecek onca şey varken lâl olur dilim.
Görecek dünya yaşarken de geçmişim.

Ruhumdur bende kalan.
Emsal emanet yaşamım yalan.
Umutlarla büyüttüm ümitsizliğimi.
Tevekküllere vurdum öksüz yüreğimi.

Kanat açtım özgürlüklere türkü yaktım.
Hep derin hep yanıktır şu bulanık bakışım.
Bitmek bilmez hasretin alası memleket.
İsyan değildir Rabbim n’olur nasip et.

Gök bulut mavisinde yatar hayallerim.
Dalgalanan onurumu nakış nakış işlemişim.
Yanıyor yanıyor içim yüreğim firari.
Çeker mi bu dert artık şu dolgun beni..

Çeker mi..
Gurbet..
Offf Gurbet..

Alperen TRK





Al sen oyalan

7 04 2008

Bir gömlek giyindim yalanlardan oluşan.
Bir benlik bildim benden uzaklaşan.
Bir hayat sevdim gittikçe engellerle dolan.
Tek istediğim Huzur dolu bir mekan.

Bulamadım bulamıyorum sıkılıyorum.
Dünya dönüyor değişiyor kayboluyorum.
Etrafım insan konuşuyorlar susuyorum.
Ben beni çoktan unutmuşum.

Çok satır yazdım sanki beni anlatan.
Çok dost bildim düşmandan beter olan.
Çok bildim çok konuştum anlamadım boş laftan.
Oysa herşey boş geçmedikçe O’ndan.

Bakıyorum bakınıyorum bulamıyorum.
Dostum düşmanım düşmanımdan bela buluyorum.
Bir jön tutturmuşum onu oynuyorum.
Yok bu dünya’dan bilmeden kopmuşum.

Yok ki anlam çocuklar çoktur ağlayan.
Yok ki susayan çiçeklere bir el uzatan.
Yok ki duvar yapmak yerine set yıkan.
Kendimi kandırmaya gücüm kalmadı inan.

Buldum ben bir insan. Korkuyorum.
Baktıkça kör kör oldukça görüyorum.
Yazdıkça yanmakta yüreğim yakıyorum.
Artık ben benim noktamı koyuyorum.

Sus. Susuyorum.
Düşün. Düşünüyorum.
Git. Gidiyorum.
Bil. Biliyorum.

Artık umrumda değil..
Yalancıktan Ağlayan..
Laf diye boş Konuşan..
Seven sevda’dan Anlamayan..
Ben gidiyorum ..
Al herşeyi.. birazda sen oyalan..

TRK-rap-tarzı.